Yükleniyor

Kil Tabletten, Dijital Tablete!..

Nesnelerin, duyguların, düşüncelerin, insan zihnindeki soyut betimleri ve ona kattığı anlam ya da anlam yüküne, ‘kavram’ denir. Bu ifadenin anlamsal boyutuna bakıldığında, akla gelebilecek ilk göreceli kavram, ‘zaman’ olabilir.

İnsan zihni, gördüğü her şeyi anlamlandırmaya çalışır. Bu tür zihinsel çalışmaların ürünü olarak, zaman sözcüğü kapsamındaki gün-ay-yıl gibi kavramlar, matematiksel ifadelerle tanımlanmaya çalışılsa da zaman kavramı konusuna ilişkin arayışlar hâlâ sürmektedir. Matematiğin temelini oluşturan arayışlar sayesinde, zaman kavramının tanımladığı alanlardaki konumumuzun belirlenmesi gerçekleşir.

Latince parmak anlamına gelen “digitus” kelimesiyle başlayan serüvende, sözcüğün zamanla sayı-rakam anlamındaki “digit” kelimesine evrilmesi sonucu, kavramlar daha anlaşılabilir hale gelmiştir. Artık “gece” dendiğinde, insanların yaklaşık hangi sayısal değerden bahsettiği belirgin şekilde anlaşılmaktadır.

Kavramların anlaşılabilir olmasının yanısıra, birlikte aktarılabilir olması da önemlidir. Yazının Sümerler tarafından bulunmasıyla birlikte, edinilmiş ve edinilecek bilgilerin-kavramların, sonraki nesillere net şekilde aktarılabilmesi sağlanmıştır. Tarihsel süreçte insanoğlu, yazının işlevi sayesinde bilgi birikimini artırmış; edindiği bilgiyi analiz edebilir ve işleyebilir hale gelmiştir. Bu sayede, önceki nesillerin bıraktığı mirasın, sonraki nesiller tarafından geliştirilmesi mümkün olabilmiştir.

Etrafındaki gelişen olaylar örgüsü hakkında düşünen ve bu örgüyü sorgulama gereği duyan insanoğlunun, bilgiye yaklaşımı ve edindiği bilgiyi yorumlama farklılıkları, 'kültür' kavramını ortaya çıkarmıştır. Farklı yaklaşımlar sonucunda, farklı düşünce yapılarının oluşması ve farklı yorumların katılması, zaman içinde farklı kültürlerin ortaya çıkmasına yol açmıştır. Kültür farklılıkları, insanlar arasındaki ilişkileri düzenlemiş, mesafelerin artmasına ve toplumların farklı noktalarda konumlanmasına neden olmuştur. Geçmişten günümüze, farklı bölgelerde yoğunlaşan insan toplulukları arasında kurulan iletişim, pek çok farklı metot uygulanarak gerçekleşmiştir.

İletişim, en basit haliyle; şifre (düşünce), gönderici (düşünce sahibi) ve alıcı (çözümleyici) olmak üzere, üç temel unsurdan oluşan bir yapı olarak ele alınabilir. Bu üç temel unsur göz önüne alındığında, çevreyle iletişim halinde olan birçok varlığın bulunduğu fark edilir. Örneğin, karşılıklı iletişime geçen insanların zihninde oluşan ve sözlü-sözsüz-görsel-yazılı olarak iletilen düşünceler; duyu organları tarafından algılanarak zihinde çözümlenir ve duyguları da etkileyerek düşünceleri yönlendirir.

Yazının bulunmasından sonra, farklı uygarlıklarda oluşturulan ve içerdiği metinlerle geçmişin yaşamını günümüze taşıyan tabletler, bir yandan iletişimin devamlılığını sağlarken, aynı zamanda insanlık tarihinin kültürel geçmişi hakkında bilgi aktarmaktadır. Zamanla yazılar gibi, yazının yazıldığı malzeme de değişiklik göstermiş; yazı yazmak için, bambu çubuklarından kaplumbağa kabuğuna kadar çeşitlilik gösteren birçok malzeme kullanılmıştır. Maliyetin daha az olduğu, daha uygun özelliklere sahip malzeme arayışı, Çin’de liflerden elde edilen kâğıdın bulunmasıyla önemli bir aşama kaydetmiştir. Dünya üzerindeki diğer toplumlara hızla yayılan kâğıt, insanlar arasındaki iletişim ağının genişlemesine ve yaygınlaşmasına yol açmıştır.

Yazı ve yazılı malzeme sayesinde, iletişim ağına dâhil olan insanların yaşamının, bütünsel bilgilenme-bilgilendirme amacıyla oluşturulan makale, gazete, kitap, dergi gibi süreli-süresiz yayın çeşitlerinin zenginliğiyle önemli ölçüde dönüşüme uğradığı görülür. İnsanlara bilgi ve düşünce katkısı sağlamak adına yürütülen bu çalışmaların önemli örneklerinden biri, ilk sayısı 1663 yılında yayımlanan bir süreli yayındır. "Erbauliche Monaths-Unterredungen" (Aylık Tartışmaların Düzenlenmesi) adlı bu dergide, edebiyat ve felsefe ile ilgili konular ele alınıyordu.

İnsanlık tarihinin son bir asırlık periyodu değerlendirildiğinde, gelişen ve genişleyen iletişim kanalları ile birlikte, bu kanallara doğrudan ya da dolaylı katkı sağlayan teknolojik gelişimin de uyumlu, olumlu, paralel bir seyir izlediği görülmektedir. Örneğin, kâğıt ve kalemin üretim sürecinde yaşanan zaman kısalığı ve hammaddeye ulaşım kolaylığı, hem yazının hem de malzemenin yaygınlaşmasında önemli rol oynamıştır. Zamanla herhangi bir bilginin, artık kâğıt ve kalem de olmadan yazılabilir, aktarılabilir, erişilebilir ve edinilebilir olduğu sistemlerin gelişmesi, bu alanda çığır açıcı olmuştur.

Günümüzde, hayal dünyamızın gelişmesini ve genişlemesini tetikleyen süreli ve süresiz yayın çeşitlerinin, teknolojinin gelişmesine sağladığı katkı, yadsınamaz bir gerçektir. Herhangi bir dergide yer alan bir yazıda ele alınan konular, okuyucunun düşünsel dünyasına katkıda bulunurken; aynı zamanda okuyucular da konuya farklı bakış açılarıyla yönelme ve yazının içeriğine katkı sağlama olanağına sahiptir. Karşılıklı geliştirilen fikirler dünyası ile yaratıcı düşünce katmanlarının buluşup sentezlendiği bu ortamda, zenginleşmiş güçlü bir yapı ortaya çıkabilir. Bu yapının ortam özellikleri, aynı zamanda teknolojinin gelişmesine ve sürece doğrudan katkı sunabilmesine de uygun olacak; böylece, daha geniş çevrelere ulaşılması ve daha büyük kitlelerin etkilenmesi mümkün olabilecektir.

Elektronik ortamda dolaşıma alınan bilgiler, saniyeler-saliseler içinde erişilebilme ve aynı anda geniş kitlelere aktarılabilme olanağı sunar. Hazırlanmış metinlerin hızlı şekilde aktarılarak paylaşılabilir olması, bu metinlerdeki düşüncelerin çözümlenme ve değerlendirme sürecini de hızlandırır. Çevresiyle sürekli iletişim halinde olan insanoğlu, düşüncelerini uygun şekilde sunabilmek, konuya ilişkin gereksinimini giderebilmek, bu gereksinimden doğan maliyeti azaltabilmek amacıyla, farklı çözümlere yönelir. Yazının bulunması, yazının yazılacağı malzemenin temini, zamanla malzemenin geliştirilmesi ve teknolojinin katılması gibi aşamalar, bu süreçteki arayışlara uygun örneklerdir.

Her yeni çözüm, uygulamada bir öncekine duyulan özlemi buruk şekilde geride bıraksa da; bu duygunun, yeni olana gösterilen ilgi ve gerekliliğin önüne geçmemesi önemlidir. Günümüzde, şu ifadeler sık sık duyulmaktadır:

  • “Kitabın kokusu gibi olmuyor!”
  • “Derginin kapağını açarken ki o heyecan çok farklı!”

Aslında bu ifadeler, zamanla edinilmiş yerleşik değerlerin yansıması olarak dile getirilen düşüncelerdir. Çok da haksız olmayan bu yaklaşım doğrultusunda; teknolojiden yararlanan insanoğlunun, bazı isteklerini karşılamak adına bu arayışlara yöneldiğini ve kimi zaman da hayal dünyasında yeni yapılar oluşturabildiğini gözardı etmemek gerekir.

Bu konudaki hayal dünyası katmanlarına katkısı düşünüldüğünde; kim bilir belki de bir gün, somut olarak hiç bulunmadığımız bir yerde, hiç olmayan bir kitapevindeki bir derginin kapağını açarken, o çok farklı heyecanı duyacağız ve yan raftaki kitabın kokusunu hissedebileceğiz! Aynı zamanda, onyedi yıl boyunca yüz sayı yayımladığımız bağbahçe dergisini, elektronik olarak yaşatıyor olacağız.

Habib Burak Can Erdönmez
NGBB Biyoçeşitlilik Enformasyon Bölümü Başkanı