İki Ağaç İki Hikâye:
Biri Kırmızı, Biri Yeşil
Doğanın iki yüzünü yansıtan iki ağaç, hikâyeleriyle adeta sonbaharın bereketini, kışın direncini anlatmaktadır... Sonbaharda, havalar soğuyup geceler uzarken, doğada yavaş yavaş sükûnet hâkim olur. Ağaçların çoğu yapraklarını döker. Bazı bitkiler toprak altına çekilir ve yeniden yeşermek için baharı bekler. Yeşilin yerini yavaş yavaş griler, kahverengiler, siyahlar alırken, kış mevsimi varlığını hissettirmeye başlar. Tam da bu dönemde, dallarından sarkan sarı-kırmızı renkli meyveleriyle, sonbaharın sakinliğine canlılık-güzellik katan bir ağaç; yaklaşan kışın sofralarına da bereket taşır...
Nar (Punica granatum L.)
"Cennet Meyvesi" olarak da bilinen bu kutsal meyvenin pek çok anlamı vardır. Narın kırmızı rengi; canlılık, parlaklık, güzellik, güç, kuvvet ve enerjinin çağrışımlarıdır. Nar taneleri bereketi, bolluğu, doğurganlığı temsil eder. Narın kötülükleri uzaklaştırdığına inanılır; bu sebeple nazar sembollerinden biri olarak da bilinir.
Narın ilk olarak Kafkasya-İran bölgesinde ortaya çıktığı düşünülür. Antik dönemde Mısırlılara göre nar, dünyanın bilinen ilk meyvesidir. Nar, Anadolu'da bulunan Asur tabletlerinde ve Hitit yazıtlarında da kaydedilmiştir.
Yunan mitolojisinde bilinen öyküdür: Yeraltı Tanrısı Hades, Tarım ve Bereket Tanrıçası Demeter’in kızı Persephone’ye âşıktır. Hades Persephone’yi, yeraltına ölüler diyarına kaçırır. Kurallara göre hiçbir şeyin yenmemesi gereken ölüler diyarında, bir gün dört nar tanesi yiyen Persephone, bir daha yeryüzüne, yaşayanlar diyarına geri dönemez.
Demeter, kızının hasretine katlanırken, yeryüzünde kıtlık yaşanır ve diğer tanrıçalar ondan yardım ister. Kızını görme şartıyla yardım etmeyi kabul eden Demeter; yeryüzünü ekip dikmeye başlar, her yer yeşerir, bolluk ve bereket geri gelir. Bunun sonucunda Persephone, artık yılın dokuz ayını annesiyle yeryüzünde, geri kalan üç ayı da Hades’le yeraltında geçirmeye başlar. Persephone'nin yeraltında geçirdiği üç ay, kış mevsimine denk gelir. Nar, bu öyküde ölüm, yeniden doğuş ve mevsimlerin değişiminin sembolüdür.
Kırım’da anlatılan "Çınar-Nar-Servi" efsanesi, narın güzelliğini temsil eder. Efsaneye göre; bir balıkçıyla eşinin Çınar, Nar, Servi adlarında geçimsiz üç kızı vardır. Tek isteği, etrafındaki herkesin ona hayranlıkla bakması olan ortanca Nar’ın aklı fikri süslenmektedir. Ancak, güzel olmadığı ve yanakları kırmızı olmadığı için sürekli şikâyetlenir ve kavga eder. Kızlarının geçimsizliklerine dayanamayan anne-baba, kötü dileklerde bulunur. Sonunda göklerden gelen bir ses, üç kardeşi adlarına göre cezalandırır. Çınar, çınar ağacına; Servi, servi ağacına; Nar da çiçekli bir nar ağacına dönüşür.
Nar ağacını gören herkes durup hayranlıkla baksa da kimse yaklaşmaz. Çünkü çiçekleri güzel ama kokusuzdur; meyveleri kıpkırmızı ama yiyenler doyumsuzdur. Efsane, asıl güzelliğin dış güzellik değil, huy güzelliği olduğunu vurgularken, gençlik hevesleriyle bazı değerlere körü körüne kapılmamak gerektiğini hatırlatır.
Anadolu’da, düğünlerde nar kırma geleneği günümüzde de yaşatılmaktadır. Gelin, yeni evine girerken bolluğun, bereketin, doğurganlığın sembolü kabul edilen narı ısırır ve yere atarak kırar. İnanışa göre; saçılan nar taneleri, evlilikte haneye gelecek bolluk ve bereketi ve dünyaya gelecek çocukları simgeler.
Çam (Pinus sp.)
Doğada tüm yıl boyunca yeşil kalan türlerden biri olan çam ağacı, kokusuyla çevreye huzur verir, kozalaklarıyla yaşamın devamlılığını çağrıştırır ve insanların umut duygusunu güçlendirir. Sonbahar-kış aylarında soğuk, yağmur, kar, rüzgâr demeden, her koşulda ayakta kalabilen çam ağacı; bu özellikleriyle hem doğada hem kültürümüzde dayanıklılığın simgesi haline gelmiştir.
Frigya Mitolojisi'nde Bereket Tanrıçası Kybele, güzelliğiyle tanınan Attis’e gönlünü kaptırır. Ancak, Pessinus kralının kızıyla evlenecek olan Attis’i kendine bağlayamaz ve onu cezalandırır. Attis, cezanın etkisiyle çıldırır ve bir çam ağacının dibinde kendini hadım eder. Onun kanıyla toprak bereketlenir, doğa canlanır. Diğer rivayete göre ise Attis’in acı çekmesine dayanamayan Kybele, onun bedenini çam ağacına dönüştürmüştür. Her iki anlatımda da çam ağacı, ölüm ve yeniden doğuşu, yaşamın devamı ve doğadaki direnci sembolize etmektedir.
Yunan mitolojisine göre; hem Kırların Tanrısı Pan, hem de Poyraz Rüzgârı Boreas, güzel peri kızı Pitys'e âşık olur. Pitys Pan’ı tercih edince, Boreas kıskançlıkla Pitys’i kayalıklardan iter. Bedeni toprağa düştüğünde, peri kızına acıyan toprak, onu sonsuzlaştırmak için çam ağacına dönüştürür; çam reçineleri de Pitys’in gözyaşları olarak anılır. Bu hikâye, çam ağaçlarının tenha yerlerde, uçurum kenarlarında yetişmesinin açıklaması olabilir. Aynı zamanda çam, doğal direnci ve güzelliği, aşkın ve kıskançlığın doğa üzerindeki etkilerini simgeler.
Çam ağacı, doğada olduğu kadar insanların yaşamında da önemli yere sahiptir. Yılbaşı anmalarında Noel ağacı olarak süslenip evleri ve sokakları renklendirir. Çam ağacının yeşil dallarını süslemek, üzerine küçük dilekler yerleştirmek insanlara umut ve yeni bir başlangıç duygusu yaşatır. Anadolu’da sağlığın ve bereketin simgesi olan çam ağacı, evlerin, bahçelerin ve mezarlıkların çevresine dikilerek korunur.
Mitolojik hikâyeler ve rivayetler, ağaçların öykülerine anlam katar. Gerek Nar, gerekse Çam, doğada ve kültürümüzde özel yere sahiptir. Nar bolluk ve bereketi, çam ise dayanıklılık ve yeniden doğuşu simgeler. İnsanlar bu ağaçları sever; günlük yaşamda, özel günlerde, ritüellerde önem verir ve değerini bilir. Nar ve Çam, doğanın iki yüzü olarak güzellik, bereket, direnci ve yaşamın sürekliliğini bir arada yansıtır.
Ayşegül Akdan
NGBB Üretim Görevlisi
Kaynaklar:
Kabalcı, E.S. "Altın Dal’daki Ağaç Ruhunun Mitolojideki İzleri", The Journal of Academic Social Science Studies, 69 (2018): 105-118. [Erişim: Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi Açık Erişim Sistemi]
Şenocak, E. "Halk Anlatı ve İnanışlarında Mitolojik Bir Meyve: Nar", Avrasya Uluslararası Araştırmalar Dergisi, 4-8 (2016). [Erişim: DergiPark]